ZİNA NEDENİ İLE BOŞANMA (ALDATMA)
DAVASI
Zina
eşlerden birinin evlilik birliği dışında karşı cins biri ile cinsel ilişkiye
girmesi durumudur. Toplumda zina, aldatma olarak da bilinmektedir. Zina mutlak
boşanma sebeplerinden biri olup TMK madde 161 kapsamında eşlerden biri zina
ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin davada karşı tarafın
zina eylemini ispatlaması durumunda dava kesin olarak kabul edilecektir.
Yukarıda
da izah edildiği üzere zina, eşlerden birinin karşı cins ile olan cinsel
ilişkisidir. Dava aşamasındaki delillerin de bu cinsel ilişkinin yaşandığını
ispat etmesi şarttır. (Aşağıda zinanın ispatı hususuna ayrıntılı olarak yer
verilecektir.) Cinsel ilişki olmaksızın eşlerden birinin bir başkası ile yakın
ilişki içerisinde olması, fiziken yakın olmaları, sarılmaları, birbirini
öpmeleri yahut güncel deyişle flört etmesi zina değildir. Bu gibi davranışlar
evlilikte sadakat yükümlülüğünün ihlali bir diğer deyişle güven sarsıcı
davranış olup zina olarak tanımlanmasa da ayrıca birer boşanma sebebidir. Keza
Yargıtay görüşleri de bu yöndedir.
“Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en
önemli koşul, "cinsel ilişkinin" varlığının kesin veya güçlü
karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Davalı kadının bir başka erkekle cinsel
ilişkiye girdiği kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış değildir. Davalı
kadının bir başka erkekle telefonda konuştuğu anlaşılmakla beraber, evlilik
sırasında, bir başka erkekle cinsel birleşmenin gerçekleştiği dosya kapsamı ve
tanık beyanlarından anlaşılamamaktadır. Bu nedenle davalı kadının bu
davranışları zina değil, "güven sarsıcı davranış" niteliğinde olup;
Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi gereğince boşanmayı gerektiren kusurlu
davranıştır. Bu durumda, zina hukuki sebebine dayanılarak açılmış boşanma davasının
reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü doğru bulunmamıştır.”(Yargıtay
2. HD. 2016/1282 E., 2017/7819 K., 20.06.2017 T.)
1- ZİNANIN TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALMASI
İzah
edildiği üzere zina eşlerden birinin evlilik dışında karşı cins biri ile cinsel
ilişkide bulunması anlamında olup cinsel ilişkinin gerçekleşmiş olması
gerekmektedir. Fakat Yargıtay’a göre teşebbüs aşamasında kalmış zina da zina
nedeni ile boşanma sebebi sayılmaktadır. Bunun için zinaya teşebbüs eden
tarafın zina etme gayesi ile hareket etmiş olması, bunun için gerekli şartları
sağlaması ancak son anda yakalanması gibi iradesi dışında, elde olmayan
sebeplerle zinayı gerçekleştirememiş olması gerekmektedir.
‟Medeni Kanunun 129. maddesi ile zina
eylemindeki eşlerin biri birine karşı sadakat mükellefiyetlerini bozan ahlaki
yapı, boşanma sebebi kabul edilmiştir. Boşanma nedeni olarak ceza hukuku
çerçevesinde tamamlanmış bir zinanın varlığı ve kanıtlanması amaçlamamıştır.
Büyük bir gizlilik içinde oluşması doğal olan zina fiilinin tam bir görgüye
dayanarak kanıtlanması pek nadir olmaktadır. Zina olayının varlığı bazı
ipuçları, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir. Bu
itibarla, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan nedenlerle
eylemin tamamlanamamış olması, bir başka anlatımla eylemin eksik kalkışma
derecesinde kalması da zina sebebiyle boşanma için yeterlidir.” (Yargıtay 2.
HD. 1976/5323 E., 1976/6399 K., 20.09.1976 T.)
‟Maddi olayda, davalı bir başka erkekle yatak
odasında yarı çıplak olarak yakalanmıştır. Belirlenen karine zina sebebiyle boşanma
için yeterli bir nedendir.”(Yargıtay 2. HD. 1993/7903 E., 1993/7941 K., 23.09.1993
T.)
2- AYNI CİNS İLE İLİŞKİ (EŞCİNSEL
İLİŞKİ) ZİNA SAYILIR MI?
Zinanın
eşlerden birinin evlilik birlikteliği dışında karşı cins ile cinsel ilişkisi
olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle eşlerden birinin evlilik dışında kendisi
ile aynı cins biri ile cinsel ilişki yaşaması zina olarak nitelendirilemez. Bir
başka deyişle eşcinsel ilişki zina kapsamında değildir. Ancak Yargıtay
kararları ile aynı cins ile cinsel ilişki yani eşcinsel ilişki evlilik
birliğinin temelden sarsılması ya da haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma
davasına sebebiyet verebilir. Yargıtay’a göre eşcinsel ilişki sürekli devam
ediyorsa haysiyetsiz hayat sürme bir defaya mahsus ya da münferit bir olay ise
bu da evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak nitelendirilmektedir.
Keza
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/6837 Esas, 2024/5229 Karar sayılı kararında “uyuşmazlıkta
kadın eşin eş cinsel ilişki yaşadığı ileri sürülmekte, zinanın oluşması için
aranan karşı cinsten olma şartının somut uyuşmazlıkta gerçekleşmediği,
tarafların karşılıklı birbirlerine hakaret ettikleri, erkek eşin sarı saçlı
kadın ile sarıldığı, samimi pozlar verdiği fotoğraflar, yine kadın eşin başka
bir kadınla dudak dudağa, yatağa uzanmış halde verdiği samimi pozlar dikkate
alındığına tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesi ile davacı-davalı
erkeğin zina nedeni ile açtığı boşanma davasının reddine, tarafların evlilik
birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açtıkları asıl ve birleşen boşanma
davasının ayrı ayrı kabulü”
şeklindeki Yerel Mahkeme Kararını onayarak eşcinsel ilişkinin zina değil
evlilik birliğinin temelinden sarsılması olarak kabul ettiğini göstermiştir.
3- ZİNA EDİN EŞİN
KUSURU OLMASI ŞARTI
Hem Yargıtay’a hem de Doktrine göre zina eden eşin kusurlu
olması şarttır. Bir başka deyişle zina eden eş, evlilik dışı bir başka cins
biri ile cinsel ilişkiye bilerek, isteyerek ve kendi iradesi ile girmelidir.
Kişinin yaptığı şeyin cinsel ilişki olduğunu bilmemesi, başka birini eşi
zannederek cinsel ilişkide bulunması yahut zorla ya da iradesi gasp edilerek tecavüze
uğraması kusur yönü eksik olduğundan zina sayılmayacaktır. Yargıtay kusursuz
evlilik dışı cinsel ilişkiyi zina olarak nitelendirmemektedir. Bu husus Hukuk
Genel Kurulu kararı ile de sabittir.
“…
Karı veya koca yaptığı işin cinsel ilişki
olduğunu ve bu ilişkinin eşinden başkasıyla yapıldığını anlayabildiği ve bunu
istediği takdirde kusurludur… Cebren veya bayıltılarak, yahut uyuşturucu madde verilerek ırzına tecavüz
edilmiş olan eş kusurlu sayılamayacağı için bu eşe zina nedeniyle boşanma
davası da açılamaz.” (Yargıtay HGK. 1972/2-26 E., 1972/746 K., 15/12/1792
T.)
4- ZİNANIN İSPATI
Zina
nedeni ile açılan boşanma davalarında zina, hukuka uygun her türlü yazılı ve
görsel delil ile ispat edilebilir. Zina nedeni ile boşanma davalarında
delillerin zinayı kesin olarak ya da yaklaşık olarak ispat etmesi
gerekmektedir. Kesin deliller arasında zinanın yapıldığı ana ilişkin görsel
yahut yazılı deliller (kamera kaydı, yazışmalar vs.) görgüye dayalı tanık
beyanları yer almaktadır. Yaklaşık deliller ise hayatın olağan akışı, genel
yaşam gereği, objektif olarak zinanın yapıldığı kabulünü yaratabilecek
nitelikteki yine yazılı, görsel tüm deliller ile tanık beyanlarıdır.
Zinayı
cinsel ilişki anına dair kanıt olmadan kesin olarak ispat eden delillerden
bazıları zina eden eşin evlilik dışı birinden hamile kalması, evlilik dışında
birinin eşlerden birinden hamile kalması, hamileliğe ilişkin testler, eşlerden
birinin diğer eşte olmayan cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanması,
evlilik dışı biri ile gece aynı odada kalındığına ilişkin otel kaydı, müşterek
konutta evlilik dışı birinin uygunsuz olarak yakalanması, eşlerden birinin
evlilik dışı biri ile aynı evde karı koca hayatı yaşadığına ilişkin bilgiler,
tanıklar, görüntüler, konuşmalar, yazışmalar şeklinde olup bunların dışında da
birçok delil bulunabilmektedir.
5- Zinanın İspatında Hukuka Aykırı
Deliller
Zina
nedeni ile boşanma davalarında diğer tüm hukuk davalarında olduğu gibi
delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi yahut yaratılması gerekmektedir.
Karşı tarafın başta özel hayatının gizliliği hakkını ve Anayasada güvence
altına alınmış diğer tüm hak ve özgürlüklerinden birini ya da birkaçını ihlal
ederek elde edilen ya da yaratılan deliller hukuka aykırı deliller olup
yargılama aşamasında esas alınmadığı gibi belli durumlarda suç da teşkil
edebilir. Yargıtay bazı kararlarında zinanın ispatının başka hiçbir şekilde
ispatlanmasının mümkün olmadığı durumlarda, delili elde eden tarafın başka bir
delile ulaşmasının kendisinden beklenemeyeceği durularda hukuka aykırı olarak
elde edilen delillerin de yargılamaya konu edilebilmesine karar
verebilmektedir. Ancak hukuka aykırı olarak yaratılan deliller hiçbir şekilde
kabul edilmemektedir.
‟…Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi
için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de H.G.K. Kararlarında
ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka
aykırı biçimde elde edilmemesidir. Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz
olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz
olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse
de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü
olanaklı değildir. Somut olaya gelince; Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı
kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak
kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde
oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün
değildir.” (Yargıtay HGK 2011/2-703 E.,
2012/70 K., 15/02/2012 T.)
Yargıtay,
elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü, ses kaydı gibi verilerin diğer
delillerle desteklenmesi halinde delil niteliğinde olabileceğini kabul
etmektedir. Yine bu delillerin de hukuka uygun olarak yaratılması esastır. Hile
ile yaratılan delillerin delil olarak kabul edilemeyeceği örnek kararda da yer
almaktadır. Örnekte eşlerden biri kendisini sosyal medyada diğer eşin akrabası
olarak tanıtarak delil yaratmış Yargıtay tarafından bu deliller esas
alınmamıştır.
‟Elektronik ortamdaki fotoğraf, film, görüntü
veya ses kaydı gibi veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar, diğer
delillerle desteklendikleri takdirde “delil” olarak hükme esas alınabilir. Bu
veriler tek başına vakıaların ispatına yeterli değildir. Hükme esas alınan
elektronik ortamdan elde edilen görüntülerdeki şahısların kocanın yakınları
olduğu anlaşılmaktadır. “Facebook” isimli sosyal paylaşım sitesi kullanılarak
kocanın, dayısıyla görüşmelerine ilişkin iletişim kayıtlarının da; davacının,
sosyal paylaşım sitesinde kendisini “kocanın dayısı” yerine koymak suretiyle
“dayısı ile koca” yazışıyormuş görüntüsü verilerek davacı tarafından
oluşturulduğu, davacının da bunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde, sosyal
paylaşım sitesi üzerinden yapılan görüşme kayıtları da vakıaların ispatında
dikkate alınamaz.”(Yargıtay 2. HD. 2013/19577 E., 2014/1926 K., 05.02.2014 T.)
Yargıtay
eşlerden biri tarafından tutulan günlüğün diğer eş tarafından müşterek konutta
saklı olduğu yerden alınarak zinanın ispatında delil olarak kullanılmasını
müşterek konutta yatak odasının dahi eşlerden her biri için özel alan
sayılamayacağı kanaati ile hukuka aykırı
delil saymamıştır.
‟…Somut olayda, tarafların birlikte yaşadığı
evde evi terk ettikten sonra kilitli olmayan yerden elde edilip mahkemeye
sunulan zor ve tehdit ile ele geçirildiği savunulmayan ve davalı tarafından
tutulduğu tartışmasız olan …………. defterin yukarıda anılan görüşler
doğrultusunda delil olup olmadığının değerlendirilmesine gelince; Öncelikli
olarak hayatın gizliliğinin korunması esas olmalıdır. Ancak somut olayın
özelliği bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içermektedir.
Kullanılan deliller çalınmış tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka
aykırılık vardır. Hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş deliller ise yasak bir
delil olarak değerlendirilemez. Boşanma davası zaten kişilerin özel yaşamını
ilgilendiren bir davadır. Koca eşi ile birlikte yaşadıkları mekanda ele
geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil
olarak verirse, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden
mahkemede delil olarak değerlendirilir. Aynı evde yaşayan kadın, kocanın bu
delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumdadır. Kocanın yatak
odasındaki bir dolabın içinde ya da yatağın altında kadın tarafından saklanan
bir not defterini ele geçirmesi, bu mekanın eşlerin müşterek yaşamlarını
sürdürdüklerini bir yer olduğundan kadın gizli mekan kabul edilemez. Hiç kimse
evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamaz.
Diğer taraftan özel hayatın gizli alanları, özel hayatın gizli alanını
ilgilendiren delillerle ispat edilebilir. Nasıl ki, kadın başka bir erkekle müşterek
hanedeki yatak odasında sevişirken koca tarafından kapı kırılarak içeri
girilmesinde hukuka aykırılıktan söz edilemezse, ortak yaşanan evde bulunduran
not defterinin elde edilmesi de hukuka aykırı olarak değerlendirilemez. Eşlerin
evliliğin devamı süresince birbirlerine sadık kalmaları yasal bir
zorunluluktur. Kadının bu konulardaki özel yaşamı, evlilik ile bir araya
geldiği hayat arkadaşı kocayı da en az kadın kadar ilgilendirmektedir. Bu
nedenle de davalıya ait hatıra defterinin delil olarak değerlendirilmesinde kuşkuya
düşmemek gerekir.” (Yargıtay HGK 2002/2-617 19577 E., 2002/648 K., 25/09/2022
T.)
Yargıtay
eşlerden birinin diğer eşin cep telefonuna yüklediği casus programla elde
edilen delilleri her ne kadar hukuka aykırı saysa da diğer delillerle dava
ispatlandığından davayı kabul etmiştir.
‟…
davacı-karşı davalı erkeğin eşinin
telefonuna casus program yükleyerek ele geçirdiği ses kayıtları hukuka aykırı
delil niteliğinde olup kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ise de; tanık
beyanları, telefon kayıtları ve fotoğraflar ile toplanan tüm deliller birlikte
değerlendirildiğinde zina eyleminin ispatlanmış olduğunun anlaşılmasına göre…”(Yargıtay
2. HD. 2015/26918 E., 2017/6688 K., 01/06/2017 T.)
Yargıtay
diğer eşin haberi olmaksızın müşterek konuta yerleştirilen ses kayıt cihazından
elde edilen kayıtları, eşlerin bireysel özel yaşamlarının değil bütün olarak
aile yaşamanın gizliliği ve dokunulmazlığının önemli olduğu gerekçesi ile
hukuka uygun olarak nitelendirmiştir.
‟
Olayda; davacı-davalı koca tarafından
mahkemeye delil olarak sunulan, ses kayıtlarına ilişkin CD.'nin, davalının
ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği, bu nedenle delil
olarak kullanılamayacağı ileri sürülmüş; mahkemece de; kabul edilerek,
gerekçesiyle davacı-davalı kocanın açtığı boşanma davasının reddine karar
verilmiştir. Sunulan delil, eşlerin birlikte yaşadıkları konutta, davalının
bilgisi dışında koca tarafından hazırlanan bir sistemle elde edilmiştir.
Yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, (CD)'deki ses kayıtlarının, orijinal
olduğu, üzerinde ekleme, çıkarma, kesinti ve kopyalama bulunmadığı tespit
edilmiştir. Davalı-davacı, kayıt altına alınan konuşmaların kendisine ait
olmadığına ilişkin bir iddia ileri sürmemekte, bu delilin özel hayatının
gizliliği ihlal edilerek elde edildiğini belirterek karşı çıkmaktadır. Bir
delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle
gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü
gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka
uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. …………eşinin
sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de
ortak mekânı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek,
eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü
ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden
söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. ……….Bu halde,
taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin
devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.
Gerçekleşen olaylar karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu koşullar
altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine
göre, davacı-davalı koca tarafından açılan boşanma davasının da kabulüne karar
verilmesi gerekirken isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. 2007/17220
E., 2008/13614 K., 20/10/2008 T.)
6- Zina Sebebi İle Boşanma Davasında Af
TMK
madde 161 de açıkça izah edilmekle zina eylemini öğrenen eşin, zina eden eşi
affetmesi durumunda dava hakkı düşmektedir. Bir diğer deyişle eşlerden biri,
zina eden(aldatan) eşi kısa ya da uzun süreliğine affetse dahi zinaya dayanarak
dava açamaz. Af örtülü veya açık olabilir ancak her halde af kişinin özgür
iradesi ile meydana gelmelidir, baskı ya da hile sonucu af olmaz. Af ile dava
hakkını düşürdüğünden feragat hükmündedir. Bu nedenle af girişimleri bir anlam
ifade etmemektedir. Affın kesin ve net olması gerekmektedir. Zina sebebi ile
açılan boşanma davasında affın ispatı zina ettiği iddia edilen davalı tarafta
olup davalının davacının zina eylemini affettiğini ispatlaması durumunda
Mahkeme tarafından davada zina sebebi ile boşanmada karar verilmez. Keza zina
eylemini affeden eşin dava hakkının olmadığı Yargıtay kararı ile de sabittir.
‟ Davacı-davalının, eşinin kendisi
evde yokken bir başka erkeği eve aldığını bildiği halde, bu olaylardan sonra
evlilik birliğini devam ettirmiş olması af niteliğindedir. Affeden tarafın dava
hakkı yoktur (TMK. md.161/son). Bundan sonra birliğin devam ettiği süre
zarfında davalı-davacı (kadın) ın zina eyleminin temadi ettiğine ilişkin bir
delil ve tanık beyanı da bulunmamaktadır. Öyleyse zina sebebine dayanan boşanma
davasının reddi gerekirken, isteğin kabulü doğru bulunmamıştır.”
(Yargıtay 2. HD. 2009/19942 E., 2010/21140 K., 15/12/2010 T.)
Yargıtay
bir başka kararında zina hadisesinden sonra diğer eşin affetmesi ve aftan sonra
zina eden eşin zinaya devam etmesi halinde artık affın kendisinden sonraki zina
eylemlerinde etkisinin olmayacağını ve her zina eyleminde dava hakkının yeniden
başlayacağını kabul etmiştir.
‟
Mahkemece, kadın tarafından açılan “zina
(TMK. md.161) sebebine dayanan boşanma davası, “ davalının zina yaptığı sabit
ise de, davacının eşini affettiği, aftan sonra zinanın devam ettiğinin
ispatlanamadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir. Davalının bir başka kadınla ilişkisinin
olduğu, bu kadından 24.07.2010 tarihinde bir çocuğunun bulunduğu, çocuğun
annesi tarafından davalı aleyhine 28.02.2011 tarihinde babalık davası açıldığı,
davalının babalığına hükmedildiği, kararın 23.10.2012 tarihinde kesinleştiği
anlaşılmaktadır. Davacı-davalı kadının eşinin bir başka kadınla ilişkisini
öğrenmesinden sonra tarafların barıştıkları ve 2010 yılı Eylül ayında birlikte
hacca gittikleri doğrudur. Eldeki boşanma davası 05.10.2011 tarihinde açılmıştır.
Davalı aleyhine açılan babalık davasında 13.02.2012 tarihli oturumda dinlenen
tanık beyanından ve dosyaya sunulan mesaj dökümlerinden davalının aynı kadınla
ilişkisinin tarafların barışmalarından sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır.
Af, öncesindeki zina eylemine dayalı olarak dava hakkını ortadan kaldırır (TMK.
md.161/son) ise de, sonrasındaki zina eylemine dayalı dava hakkı üzerinde
etkili değildir. Davacının affından sonra da davalının aynı kadınla ilişkisinin
devam ettiği gerçekleştiğine göre, kadının boşanma davasının kabulü ile
tarafların zina (TMK. md.161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi
gerekirken, yetersiz gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.” (Yargıtay
2. HD. 2014/14998 E., 2014/15758 K., 07/07/2014 T.)
Yukarıda
da izah edildiği üzere affetmeye dair girişimler af olarak nitelendirilemez.
Af’tan söz edebilmek için sürecin sonuçlanmış olması şarttır. Affa ilişkin
görüşmeler ge konuşmalar tam olarak af sayılmamaktadır. Keza Yargıtay Kararları
da bu yöndedir.
‟Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davalı-davacı
kadının değişik erkekleri eve aldığı ve Mehmet isimli şahısla da uzun süredir
ilişki yaşadığı ve böylelikle davalı-davacı kadının zina eyleminin gerçekleştiği
anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı-davalı kocanın eşiyle barışmak ve onu eve
getirmek için gittiği, kocanın bu eyleminin af niteliğinde bulunduğu
belirtilerek kocanın davasının reddine karar verilmiş ise de; kocanın eşini
almak için gitmesinin af niteliğinde bulunmadığı ve eşiyle görüşmek için
gittiği, davalı-davacı kadının gelmek istememesi ve eşine küfür etmesi üzerine,
kocanın da eşini bıçakladığı gerçekleşmiştir. Gelişen olaylar kocanın eşini
affettiği ve olayları hoşgörü ile karşıladığını göstermez. O halde,
davacı-davalı kocanın boşanma davasının da kabulüne karar vermek gerekirken,
kocanın davranışlarının af niteliğinde kabul edilerek yazılı şekilde ret kararı
verilmesi doğru olmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. 2012/26115 E., 2013/11574 K.,
25.04.2013 T.)
7- ZİNA SEBEBİ İLE BOŞANMA DAVASINDA HAK
DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
TÜRK
Medeni Kanunu 161. madde 2. fıkrası uyarınca boşanma hakkı olan eşin boşanma
sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden
beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Kanunda açıkça belirtildiği üzere zina
nedeni ile boşanma davasında hak düşürücü süre zinanın öğrenilmesinden itibaren
başlamakta olup 6 aydır. Ancak her halde dava hakkı zina eyleminden sonra 5 yıl
içinde kullanılmak zorundadır. Aksi halde dava hakkı düşmektedir. Bununla
birlikte Yargıtay kararları ile de sabit olduğu üzere zinanın devam ettiği süre
boyunca hak düşürücü süre de geçmiş sayılmaz.
‟Davacı-karşı davalı erkeğin uzun süreden
beri bir başka kadınla birlikte yaşadığı, aynı kadınla ilişkisinin halen devam
ettiği yapılan soruşturma ve dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Zina
eylemi devam ettiğine göre, hak düşürücü süre geçmiş sayılmaz.” (Yargıtay
2. HD. 2016/6948 E., 2017/12841 K., 15.11.2017T.)
“Davalı-davacı kadın, kocanın başka kadınla
yaşadığı iddiası ile zina sebebine dayalı boşanma davası açmış, ( TMK. md.161 )
mahkemece, davanın 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçe gösterilerek
istek reddedilmiştir. Mahkemece, davalı-davacı kadının en geç 01.03.2011
tarihli karşı dava dilekçesi tarihi itibariyle zina olgusunun öğrenilmiş
olduğu, buna göre de, 30.01.2012 tarihli zina sebebine dayalı birleşen boşanma
davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen;
davalı-davacı kadının tanıkları kocanın başka kadınla yaşamaya devam ettiğini
beyan ettikleri gibi, davalı-davacı ( kadın ), kocanın birlikte yaşadığı H.
adlı kadından 10.07.2012 tarihinde S. D. isimli bir çocuğun doğduğuna ve
kocanın tanıması nedeniyle 17.04.2013 tarihinde nüfusa tescil edildiğine dair
nüfus kayıtlarını sunmuştur. Davalı-davacı ( kadın )'ın tanıklarının beyanı ve kocanın
evlilik dışı doğan çocuğun doğum tarihi nazara alındığında, kocanın zina
eylemini sürdürdüğü, çocuğun doğum tarihine göre H. isimli kadınla yaşadığı,
kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının süresinde olduğu, bu nedenle bu
davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine
hükmedilmesi doğru olmamıştır.” (Yargıtay 2. HD. 2014/26168 E., 2014/256729
K., 15.12.2014 T.)
‟Olayımızda davacı koca, 8.8.1987 tarihinde
gerçekleşen zinaya dayanarak 11.2.1988 gününde boşanma isteminde bulunmuştur.
Bilindiği gibi, zina sebebiyle boşanma davası açmaya hak kazanan karı ya da
koca, boşanma sebebini yani davalı eşin zina yapması olgusunu öğrendiği günden
başlayarak altı ay içerisinde dava açmak zorunludur ( M.K. 129/2 ). Kanunda öngörülen
bu süre hak düşürücü nitelikte olup mahkemelerce kendiliğinden ( re'sen ) göz
önünde tutulur. Hak düşürücü nitelikte olan bu süre, temadi eden ( devam
edegelen ) eylemler için, temadinin bittiği günde başlar. Ne var ki olayda,
ceza davasına konu olan eylem münferit ( tek ) kalmış, ondan sonra zinanın
devam ettiği ispat ve hatta iddia edilmemiştir. Şu durumda altı aylık sürenin
geçmesinden sonra açılan işbu boşanma davasının reddi gerekir.” (Yargıtay
2. HD. 1988/8407 E., 1988/9547 K., 24.10.1988, E T.)
‟Yapılan tahkikat ve toplanan delillerden ve
kocanın kedi beyanıyla da sabit olduğu üzere; davacı – davalı kocanın 2004
yılında başka bir kadınla yaşamaya başladığı, bu kadına ayrı ev temin ettiği,
bu kadından 2007 yılında evlilik dışı bir çocuğunun olduğu ve halende bu
kadınla yaşamaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Zina eylemi devam ettiğinden hak
düşürücü sürenin başlaması söz konusu olmadığı gibi; kadının kocasının davranışına
başlangıçta ses çıkarmaması, bu davranışı onayladığı anlamına gelmez. Davalı-davacı
kadının Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde düzenlenen „‟zina‟‟ hukuki
sebebine dayalı birleşen boşanma davası kanıtlandığı ve bu nedenle davasının
kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken; yetersiz ve hukuksal dayanağı
olmayan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; bozmayı
gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. HD. 2012/6214 E., 2012/23989 K., 08.10.2012 T.)
8- ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA USUL
8-A DAVANIN TARAFLARI
Evlenme
ve boşanma kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğu için boşanma davası da sadece eşler
tarafından birbirine karşı açılabilir. Ancak TMK madde 181 gereğince dava devam
ederken davacının vefat etmesi üzerine o tarafın mirasçıları davaya devam edip
karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlamak için uğraşabilir. Bunun sonucunda ise
karşı tarafın kusuru ile boşanmaya karar verilmesi halinde ise kusurlu davacı
taraf davacının mirasçısı olmaktan çıkar. Bu durum Yargıtay kararlarına da
yansımıştır.
‟Birleştirilen boşanma davasının davacısı
..., boşanma davası devam ederken 19.9.2013 tarihinde ölmüştür. Ölenin
mirasçısı... vekili, mahkemeye verdiği 10.12.2013 dilekçesi ile,
"birleştirilen 2013/125 esas sayılı davaya Türk Medeni Kanununun 181/2.
maddesi uyarınca devam ettiklerini" bildirmiştir. Bu durumda, Türk Medeni
Kanununun 181/2. maddesi gereğince, birleştirilen boşanma davasına sağ eşin
kusurunun tespiti bakımından devam edilerek, toplanan deliller çerçevesinde sağ
eşin kusurunun bulunup bulunmadığı konusunda karar verilmesi gerekirken, bu
hususun gözetilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay
2. HD. 2015/26241 E., 2016/2357 K., 12.02.2016 T.)
ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA DAVACI
Boşanma
davalarında dava sebebi genel boşanma sebeplerinden biri ise davacı taraflardan
her ikisi de olabilir ancak özel boşanma sebeplerinden biri sebebi ile açılmış
bir dava varsa bu özel sebebine neden olan fiili gerçekleştirmemiş kimse davacı
olabilir TMK 161. Maddesinden de anlaşılacağı üzere zina sebebi ile boşanma
davalarından davacı zina yapmamış olan eştir. Eğer her iki taraf da zina
yaptıysa karşılıklı olarak birbirlerine karşı zina sebebi ile boşanma davası
açabilirler
ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA DAVALI
Davacının
aksine davalı genel boşanma sebeplerinde kusurlu olduğu atfedilen eş
olabileceği gibi özel boşanma sebeplerinde boşanma sebebi olan fiili işleyen
taraftır. Zina sebebi ile boşanma davasında ise davalı zina fiilini işleyen
eştir. Yine her iki tarafın da zinada bulunması halinde her iki taraf da davalı
olabilir.
8-B ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA
YETKİLİ MAHKEME
Türk
Medeni Kanunu madde 168 gereğince boşanma davaları eşlerden birinin yerleşim
yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer
mahkemeleri yetkilidir. Burada kanun maddesi seçimlik olarak her iki
mahkemeleri de yetkili kılmış olup dava bunlardan birinde açılabilir.
8-C ZİNA SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASINDA
GÖREVLİ MAHKEME
4787
sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunu madde
4 uyarınca tüm boşanma davalarında Aile Mahkemeleri görevli olup eş söylem ile
zina sebebi ile boşanma davalarında görevli mahkeme de Aile Mahkemeleridir.
Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, aile
Mahkemesi sıfatıyla boşanma davalarını görmekle yükümlüdür.